Kırdınız mı, Kırmadınız mı?

Gün ne kadar erken başlarsa başlasın, düşüncelerle yarışamaz acelecilikte.

Saatlere lanet etmemekle birlikte beş dakika arayla çığıran alarmın da etkisiyle başımı birkaç kez soğuk suya bıraktım. Nedendir bilemiyorum; bu yöntemden yıllardır 'her derde devâ' bir yöntem olarak bahse- dilir. Ki ilgili yöntemin ne denli gerekçesi hazır bir şey olduğunu öğrenmek yine bizlere düşüyor sevgili okurlar. Bir kere, başımızı soğuk suya soktuğumuzda daha da sersemleyip yavaş hareketlerimize de- vam ediyoruz. Uzun vadede bizi açabilir amma/ama, o anki sakarlık hâlini törpüleyemez. Size tavsiyem; sıcak suyla yapın bu işi ya da hep sıcak aksın musluklar; faturaya yansımadan. Belki de istisnayım hepi- miz gibi.

Gerçi sersemlemekle ilgili ve de bilgili bir adet toplumsal mesaj da vermeli: "Toplum olarak sersemleşti- rilmeye meyilli kaç nesil yetiştirdik ki bu kadar darbe gerçekleşti?" Açarsak: "Hele ki kendi milletine ap- tal etiketi yapıştıran kimi zâtların halkın siyasetçisi olarak vitrinlerde sırıtıyor olmasını ne de çabuk sin- dirdik..?" gibi.

Bir önceki gün İSKİ’den kısmî bir memnuniyet içinde ayrılmıştım. Sanmayın ki vadedilen hizmete âheste kalmış bir müşteri edasıyla ayrıldım. Bi/bir kere, ben İSKİ’nin müşterisi bile değildim fatura üzerinde. Ol- mak da istemiyorum açıkçası. İSKİ’de bulunmamın sebebine gelince; ev sahibemizden kopartabildiğimiz tek imtiyaz; su ve elektrik faturalarını üzerimize almamaktı. Şahsî olarak 10 dakika kadar dil dökmü- şümdür böylesi bir imtiyaz için. İşine gelmese elbette ki yine kabul etmeyecekti. Kabul etmesinin en önemli nedeni; mührü kırılmış bir su sayacı binasında bulunuyordu. Kaçak su kullanımından ceza alabi- lirdi. Suyu kullanan bizdik gerçi ama, -ev sahibemizin emriyle- mührü kırıp kullanıma hazır hâle getiren ev arkadaşlarımdı. Gelişen hukuk dışı olayları perde arkasından izlemekteydim. Nedense başrol senin dediler perdenin diğer tarafından. Sahneye fırladığımda yalnızdım; olasıdır ki ev arkadaşlarım aynı za- man diliminde terminalde bilet telâşesindeydiler...

Yapılması gerekeni yapmak için ev sahibesinden ilgili geçmiş dönem faturasını almak gerekiyordu. Ha- zindir; işbu eylem adeta işkenceye döndü/ oysa parasını biz ödesek hiç geciktirmezdi!.. Bugün git, ya- rın gel; 2 hafta geçti. Seçimlerden önce bir baktım; faturayı uzatıyor. Hiç de boş vakitçiğim yok. Bu defa da ben on gün kadar oyalandım... Çünkü sistemde suyun 'açık' görünmesi için İSKİ Bölge Merkez Bina- sı'na gitme zorunluluğumuz vardı. İlgili binanın Altunizade sınırları içerisinde olması ve benim bu sınırları daha önce aşındırmamış olmam tedirginliğimi ve de bahanelerimi artırıyordu.

İşbu eyleme bir otobüs durağına yakınsayarak başladım. İlk gelen otobüsle merhabalaşıp şoföre yol yordam sordum. Şoför dostumuz, aracının ilk basamağından inmemi ve arkadan gelen Kadıköy aracına atlamamı salık verdi. Ve ekledi: "Arkadan geliyor." Kadıköy otobüsü aynen dediği gibi teşrif etti. Oto- büste itiş kakış arka mevkîye ilerlerken bildiğim yerler yavaş yavaş kadrajımdan kayıyordu; panikledim. Genç bir arkadaşımıza “Altunizade’de inmem gerekiyor, yoksa geçtik mi?” deyince genç arkadaşımız emin bir şekilde ”Bir sonraki durak abi.” dedi. Ferahladım yine yeniden. İnerken ‘Sana dua edebilirim.‘ dedim olgun bir tebessümle. O da onaylar gibi başını öne eğdi.

Sora sora 300-400 metre kadar yürüdükten sonra İSKİ binasının soğuk yüzü kendisini gösterdi. İçeri yöneldim. Kapıda klasik güvenlik kontrolüyle hasbihâl edince ötmemesi için çantamı bayana uzattım. Ve ötmedi hâliyle. Ardından klimanın sıcak yüzüyle karşılaşır karşılaşmaz saate bakındım, çünkü başkaları- nın saatiyle yarışıyordum. Saat 08:38'i gösteriyordu. Yüz çizgilerimdeki kasılma gevşedi ve ince bir yay hâlindeki tebessümle danışmaya doğru yürüdüm. Borcu nedeniyle kapatılıp mühürlenen sayaçlarla ilgili işlemlerin nerede yapıldığını sordum; 5-6 metre ilerideki iki bölmeyi işaret ettiler. Önce borç bedelini yatırdım, ardından açıp-kapama işlemlerinin olduğu bölmeye geldim ve fatura ile makbuzu uzattım. Bir- kaç sorunun ardından işlemlerin bittiğini söyledi bağyan/bayan memur. Hafifçe başımı eğdim ve bir soru sormak istediğimi söyledim. "Buyrun." dedi donuk bir ses tonuyla. Oldukça sempatik bir tavır alarak so- rumu sarmaya başladım makaramın kenarlarına:

- Ev sahibemizin borcunu yatırdım gördüğünüz gibi, açıp kapama işlemini de yaptık... Söylemek istedi- ğim, yani nasıl desem, mesela bu sayaç üzerindeki mühür; yani o kilit sistemine zarar verdik, hatta kı- rıp sizin işinizi kolaylaştırdık, diyelim. Yani açıp kapamaya bile birilerinin gelmesine gerek yok, olarak dü- şünelim. Bunun bir cezası var mıdır, varsa da kimlerin sorumluluğu kabul ediliyor?

Herhangi bir bilgisi olmadığını söyleyince sinirlenir gibi oldum; bu vesileyle "Yeteneksiz, nerede istihdam edildiğini bile bilmiyorsun!" şeklindeki iç/çakrafobik seslerimi yansıttım memur bağyana/bayana. Herhâl- de hissetmiş olacak ki o da sinirlenmeye başladı. Ben aynı soruyu farklı şekillerde sorarak diyalog kapı- sını açık bıraktım. Kafası mı karıştı nedir, anlamsız bakışlarla karşılık verdi... Benim işlem bir türlü sonlan- mayınca da çevremde bir güruh oluştu. Ve sonunda şef yanıma gelerek şahsımı onurlandırdı:

- Sorun neydi bayım ?
- Bir sorum vardı, bayan yetersiz kaldı.
- Nedir? Ben yardımcı olayım?
- Bizim çözümlememiz gereken bir problem var. Diyelim ki bir akrabamızın sayacı borcundan dolayı mü- hürlendi. Tâkiben mühür bir şekilde kırıldı. Ve şimdi, benim vasıtamla hesabın borcu kalmamış görünü- yor. Cezası var mıdır? Varsa nedir?
- Diyelim ki falan olmaz. Kırdınız mı, kırmadınız mı?
- Soru basit. Eğer çok önemliyse kırmadık tabiî ki. Sayaç bize de ait değil zaten.
- Üst katta teknik şef var. Seni oraya yönlendiriyorum.
- Vaktim kısıtlı ama bir görelim.

"Ne sorunmuş!" diye düşünmeye başladım. Sanki sorgu memuru! Merdivenleri tek tek çıkmaya azmet- tim ama dönesim de vardı, çünkü saat 08:50 yi gösteriyordu. 10:00'da İncirli’de olmam icap ettiği için acele etmeliydim. Beklemem gerektiği söylenince 'beklemekten ve de bekletilmekten nefret ederim' ba- kışlarıyla muhataplarımı yıpratma teşebbüsünde bulundum; pek garipsediler. Ve olan oldu; beklerken gözüme ilişen bir yazı bu ortama daha fazla dayanmamın mümkün olmadığını gösteriyordu:

“İstanbul’da su musluktan içilir.”

Velhâsıl; bir saniye bile beklemeden tekrar yola koyuldum, kaldığı yerden...
_________
01/08/07
Beğendin mi anacım?

0 yorum :

Yorum Gönder

 

Bağış yapmak için IBAN numaramız: TR63 0011 1000 0000 0057 4938 93