7 Nisan 2008

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Boyumun pek kısa olduğu zamanları hatırlarım da fiziksel olarak hakikaten çok güçsüzdüm, bir nevi üzerine basılası otlar gibi... Dayak yeme potansiyelimin bu denli yüksek olduğu zamanları ibretle anar, hüzünlenirim...


©opyright > Thach Pham N.

Yine böyle zamanlara göz kırparken okuldan dönüyorum, keyfim gıcır; şarkılar söyleyip börtü böcekle selamlaşıyorum. Derken ara sokaklardan birinde garip bir vaka ile karşılaşıyorum. Ken (Street Fighter) tipinde bi/bir çocuk, benden de ufak bi başka çocuğun topuna el koyuyor. Olaya müdahil olmalı mıyım diye kara kara düşünmeye başlıyorum. "Boş ver şimdi, ya abisiyse?" diyor iç seslerimden biri. Ve bir diğeri "Evet evet, kesinlikle abisidir." diyerek onaylıyor bir öncekini. Birden çocuğun gözlerinden inci tanesi gibi dökülen yaşları fark ediyorum ve akabinde vicdanım yerinden oynuyor. Şiddetini hiçbir cihazın ölçemediği depremler vardır. Böyle garip depremlere biz 'iç burkan depremler' diyoruz. Hâliyle iç seslere o kadar da danışmaya gerek kalmıyor. Vicdanım tamamiyle/tamamıyla sazı ele alıyor ve "Kimi kandırıyorsunuz len, basbaya topu hacıladı işte!" diyerek şahsımdaki tüm veletleri tehlikeli bi maceraya sürüklüyor.

Süper karakterimiz Çakma Ken hızla uzaklaşıyor olay mahallinden. Karrrdeşiniz/kardeşiniz -yani ben- arkasından koştukça koşuyorum, adımlarım kısa olduğundan bir hayli zaman alıyor. Yetişiyorum sonunda ama. Bir elimle omzundan kavrayıp çeviriyorum. Göz göze gelince 'bi saniye' işareti yapmak zorunda kalıyorum nefes nefese kaldığımdan. Karizmanın tavan yapması gereken yer ve zamanlarda yapılmaması gerekeni yaptığımın farkında mıyım bilemiyorum... Neyse ki kalbim ritmine kavuşuyor ve hiç vakit kaybetmeden elindeki topu kaşla göz arasında alıveriyorum, sihirbaz mıyım nedir.!? Çocuk buz gibi bakıyor, anlam veremiyor. Sağ elimi hafifçe havaya kaldıraraktan 'uzaklaş' işareti yapıyorum. Her hareketimi delice süzüyor, açık vermiyorum. Cesaret edemiyor hamle yapmaya ve uzaklaşıyor, uzaklaşırken de "Seninle görüşücez/görüşeceğiz, merak etme!" diye bağırıyor. Cevap vermiyorum, tiz bir ses çıkar da rezil olurum diye...

Onurlu ve de gururlu bir şekilde ufak çocuğu bıraktığım yerde buluyorum. Veriyorum eline topu, hemen oynamaya başlıyor:

- Bi şey unutmadın mı kardeş?
- Nassı/nasıl yani abe/abi?
- ...

Bir teşekkür etseydin be aslanım! Sonuçta hikâyenin devamında bir kamyon dolusu adamı okul çıkışına yığacaklar... Buradan da anlıyoruz ki yetişkin bir fil ya da hipopotam değilseniz bir aslanın avını elinden aldığınızda her an sürüsü karşılaşabilirsiniz. Topumuz kendi topumuza mukayyet olalım o vakit...

Üzülemeyesi haberler: Kayseri'de polis kardeşlerimizin halkın arasına karışıp sucuk-ekmek dağıtması bir gelenek hâlini almış olmalı. Derhâl Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'na ek bir madde koyularak tok yatandaşlara (!) dağıtılan her ne varsa müdürlerinin maaşından kesilmeli...

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Üniversite yıllarımda -ki hâlâ devam eden süreç- soğuk ve de ıslak İstanbul macerama başlamadan önce petek üzerinde aşk ile tutuşan çoraplarımın o duru, o sıcacık, o tiken tiken/diken diken hâlleri inanın benim de çok hoşuma gidiyor ve sadece ayaklarımı değil, kalbimi de ısıtıyor.


©opyright > Ennio Brehm

Rivayetlere göre '301' sonunda Meclis'te; satranç kıvamında Türkiye siyaseti. Bir de '657'ye el atsalar nasıl olur acaba..? Muhtemelen ellerine yüzlerine bulaştırırlar; kanunlar çuvala/torbaya döner, içinden mızrak çıkmasa bari...

Sözlükyan:

Sürdürümcü: Abone; tiryakingen. 

Cümle içinde hayıflandırırsak:

"Dürümcü müdavimi sineklere sürdürümcü denilebilebilir mi acaba dürümcü dili ve edebiyatında..?"

Kadınlar ile erkekler arasındaki fuck you: Kadınlar geç kalmaya meyillidir, erkekler genç kalmaya; ki genç de kalsalar ölüm geç kalmıyor sonuçta.

Mirasyedik cımbızımtıraklar: Suddenly something has happened to me. (Cranberries-Animal Instinct)

Çevirgisi: Beni acile bırakın, acili olanı bana.
____________________________________
Yazar: Veysel İbrahimoğlu  Yazım Tarihi: 07/04/08
Beğendin mi anacım?

0 yorum :

Yorum Gönder

 

İyiler bazen; erikler her zaman kazanır.