11 Kasım 2021

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Zamanın birinde yazar Jodi Ann Bickley'in biricik annesi çamaşır asmak için eline aldığı mandal kutusunu bir anlık dalgınlıkla yere düşürür ve ahşap mandallar dört bir yana dağılır. Bunun üzerine orada öyle saatlerce ağlayan bir anne figürü görürüz. Ağlamasının nedeni elbette saçılmış mandallar değildir. Daha birkaç hafta önce en kıymetlisini dönülmez diyarlara göndermiştir. Güçlü görünmeye çalışan bir annenin kalbindeki nehir taşmış ve döktüğü her bir gözyaşı bunun şahidi olmuştur. Sonrasında aile toplanıp bir karar alır; küçük bir kaza ya da umulmadık bir sürpriz ile başlayan sağanak gözyağışlı günleri 'mandal günü' olarak anmaya başlarlar. Bizi bize tutturan mandal günlerimize selam olsun...



Öz Hakiki Kesit: Kızılay'da hasta ve yaşlı bakımı üzerine eğitim aldığım egzotik günlere gidiyoruz şimdi. Öğrencisinden müteahhidine, güvenlik görevlisinden hemşiresine, ana kuzusundan emlakçısına kadar itiraf edilmiş olmasa da kör kuyularda merdivensiz kalmış sıra dışı bir kursiyer grubuna katılmıştım. Öyle ki ders aralarında kuyudan çıkmak için türlü türlü merdivenler icat ediyorduk. İcat çıkaran ekip içerisinde Mustafa adında sağlık lisesi eğitimi sonrası yönetmenliğe merak sarmış genç bir kursiyer arkadaşımız da vardı. Anlattığına göre Eser Yenenler, İbrahim Büyükak ve Oğuzhan Koç üçlüsü ile iletişim tripodu/kanalı vardı. Eser Yenenler Show'un  TV8'de taze gelin gibi ışık saçtığı o  soğuk günlerde EYS'de bizim de bir köşemiz olsa dünya daha yaşanılır bir yer olmaz mı düşüncesiyle bir beyin fırtınası yapalım dedik ve olaylar gelişti:

Veysel: Eser Yenenler Show için önerilerimizi alıcaz/alacağız. Burda/burada ne tip bi/bir proje geliştiriciz/geliştireceğiz?
Mustafa: Ben istemiyorum abi! (Tepkili.)
Veysel: Nasıl istemiyosun/istemiyorsun ya! (Tepkiye tepkili.)
Mustafa: Abi istemiyorum ya, bırak beni ya, rahat bırak! Yeter artık!
Veysel: 4K çekim yapıyorum diyosun/diyorsun, sonra Youtube'a atınca Youtube kararttı...
Serkan: Hiiiç!
Mustafa: Abi olmaz böyle şey ya!
Serkan: Ay tutulması oldu, bilmem ne oldu..!
Veysel: "Üstü Evliya, Altı Eşkıya".
Mustafa: Bak ben sana diyorum ki... (Sözü kesiliyor.)
Veysel: Bir dakka/dakika, evliyalar şehri Bursa'yı mı çekiceksin/çekeceksin, belgesel mi çekiyorsun, bak benimle oynarsan oynarım. (Gülüyor.)
Mustafa: Abi bak, ben sana diyorum ki ben dizi yapıyorum.
Veysel: Nerde/nerede dizi abi..?
Mustafa: Bursa'da abi. Ya abi, bak ben onu 4K çektim. Ama Youtube kendisi düşürdü şeyini. (Sesler birbirine karışıyor bir süre.)
Veysel: Abi oyuncunun yüzü bile seçilmiyor yani!
Mustafa: Abi Youtube kendisi yaptı ya!
Veysel: Çakmak var abi, çakmak başrolde oynuyor ya. (Gülüyor.)
Serkan: Evet, çakmak var! Hatta...
Mustafa: Abi saçmalamayın ya!
Veysel: Adam bitti şu an kayıtta; kariyeri bitti şu an.
Mustafa: Hayır, bak ben sizle nasıl çalışayım ya..?
Serkan: Hatta Mustafa alkışlamıştım ben mükemmel çekilmiş bir çakmak filmi şeyi diye.
Mustafa: Ben sizle nasıl çalışayım, siz beni aşağılıyorsunuz ya!
Veysel: Aşağılamak yok. Çakmak animasyon filmi çekmişsin.
Mustafa: Ya abi Allah aşkına ya!
Serkan: Mustafa kimse sana aşşağılık/aşağılık demedi yani, biz olan şeyi söylüyoruz. (Veysel gülüyor.)
Mustafa: Var mı böyle bi şey ya!


Veysel
: Kayda öyle bir agresif girdin ki (Gülüşmeler.) tüm oklar sana döndü. Şu anki dizi olayından bahset, yani nasıl bi şey çekiyosunuz/çekiyorsunuz, hafta sonu bi şey çektiniz mi?
Mustafa: Abi şu an bızzt... (Kekeliyor.) Eeee...
Veysel: Kim çekiyor bu diziyi, yönetmen kim?
Mustafa: Eeee... Oyuncular... Şöyle söyleyeyim sana...
Serkan: Pembe dizi mi mesela?
Mustafa: Oyuncuları/oyuncular, mekânlar, evler, o arabalar, her şey şu anda hazırlanıyor 18'ine kadar. 18'inden sonra çekime başlicaz/başlayacağız. Şöyle söyleyeyim... ( Sözü kesiliyor.)
Veysel: Yönetmen kim, şu an yönetmen olarak..?
Mustafa: Yunus Emre Ersoy; Rizeli.
Veysel: Hiçbir şey çekmiyorsunuz şu an; senaryo hazır mı, ne durumda?
Mustafa: Şu an her şeyi hazırlıyoruz sadece. Senaryo şu an iyi. Üç bölüm bitti yani.
Serkan: Sen hangi aşamadasın?
Mustafa: Üç bölümü bitti yani senaryonun... Birazcık hüzünlü bi dizi olcak/olacak yani.
Veysel: Hüzünlü bi dizi?
Mustafa: Hüzünlü olcak/olacak, içinde aşk olacak; hüzünlü olcak/olacak... Nasıl desem yani arkasından bıçaklama gibi... (Gülüşmeler.) Nasıl söyleyim/söyleyeyim, nasıl söyleyeyim bunu...
Veysel: Bıçaklarken hüzünlenicek/hüzünlenecek öyle mi?
Mustafa: Ya hayır, yani... (Sözü kesiliyor.)
Serkan: Ya bunda bi gaddarlık var işin içinde biliyo(r) musun..!
Veysel: Var var, bi gaddarlık var...
Serkan: Var var...
Mustafa: (Gülerek.) Ya ne alakası var, ben bunu diziye... (Sözü kesiliyor.)
Serkan: Ya niye gülüyon/gülüyorsun ya bak şimdi nasıl anlatıyordun, şimdi niye gülüyosun/gülüyorsun? Bitti! Bütün romantizm bitti..!
Veysel: Abi ben komediden anlamıyorum diyor, di mi baştan beri neredeyse komedi gibi bir şey anlaşılıyor.
Serkan: Ama bak kızardı mı gözlüklerinin camı buharlaşıyor, görüyon mu/görüyor musun.?! (Gülüşmeler.)
Mustafa: (Gülerek.) Ya ne alakası var.?!
Veysel: Peki. Bu, hâlâ adı aynı mı kalıcak/kalacak?
Mustafa: Adını değiştiricem/değiştireceğim.
Veysel: Adı ne olucak/olacak; "Üstü Evliya, Altı Eşkıya" değil artık.
Mustafa: Evet. Ya "Kardeşim" gibi bi isim, ismi düşünüyorum da aslında...
Veysel: "Can Kardeşim"?
Mustafa: Hah öyle bi şey. "Kardeşim"e yakın bi isim koyucam/koyacağım.
Veysel: "Her Şey Kardeşim İçin". (Devam ediyor.) Kadir abi sen nasıl bakıyorsun, Mustafa'nın performansını yeterli buluyor musun yoksa sallıyor mu böyle?
Kadir: Ya daha tam başlamış bir şey yok ortada.
Veysel: Di mi hani hayal bile yok sanki ortada. Yani tam, net bi hayal; hayali bile netleşmemiş... (Sözü kesiliyor.)
Mustafa: Bak siz bana böyle geliyorsunuz, benim moralimi bozuyorsunuz, siz kimsiniz ya, basın gidin ya; ben sevmiyom/sevmiyorum sizi..!
Serkan: İşte ben diyorum buna aşşağı, aşşağılık/aşağılık Mustafa! (Gülüşmeler.)
Veysel: Demiyoduk/demiyorduk ama dedirtti yani.
Serkan: Dedirttin en sonunda!
Mustafa: Abi saçmalamayın Allah aşkına, ben sizi seviyom/seviyorum ya. Siz beni kâle almıyosunuz/almıyorsunuz!
Veysel: Nasıl kâle almıyoruz ya senin için toplandık.
Serkan: Biz sana gaz veriyoruz ama sen gazı yanlış yerden çıkarıyon/çıkarıyorsun. (Gülüyor.)
Veysel: Evet, kaydımızın sonuna geldik. Bir sonraki öneride görüşmek üzere.


Bitirmeden küçük bir not eklemek gerekirse ciddiye almakta zorlandığımız Mustafa'nın dizi projesi hayata geçmiş. Lakin Mustafa'sız olarak... Ah be Mustafa'm, sen dizisi çekilecek adamdın... Hakikaten de çekmişler...



Rivayetlere göre yakın dönemde elektrik faturalarında pilli bebek olarak yer alan TRT Payı ve Enerji Fonu kaldırılacakmış. Sağlı sollu fahiş zamlar sonrası nakavt olmaya ramak kalmış vatandaş için güzel bir haber mi onu zaman gösterecek. Hatırlayanlar bilecektir; Perakende Satış Hizmet Bedeli, Kayıp Kaçak Bedeli ve Sayaç Okuma Bedeli gibi kalemler güya tarih olacaktı ama gelin görün ki hortkuluk olarak faturalarımızda yaşamaya devam ediyorlar. Daha önce böylesi müjdeli haberlerin hemen ardından gelen faturaların boy attığı da görülmemiş değil. Açıkçası Enerji Tüketim Bedeli dışındaki kalemleri tek bir başlık altında toplamak vatandaşı uyandırabilir diye sürekli geçici çözümler bulunuyor, bu kadar takla atmaya gerek yok. Benim çok çok sahici bir önerim var. Vatandaşı en çok kıllandıran Enerji Tüketim Bedeli'ni elektrik faturalarında görünmez kılarak işe başlayın. Baktınız vatandaşta zihin karıncalanması dahi yaşanmıyor, tüm kalemleri Fatura Tutarı olarak tek bir kalemde toplayın. Şeffaflık ve denetlenebilirlik ilkelerine aykırı, doğru ama ülkemiz insanının böyle dertleri hiç olmadı ki! Yetmezmiş gibi vitamin hapı takviyesi kıvamında "Elektriğimiz tuttu." temalı alakasız reklamlar da dönderin/döndürün. Nasıl olsa reklam giderlerini de Fatura Tutarı'nın içine yamarsınız. Bu vatandaşa her şey müstahak!

Sözlükyan:

Begonzi: Sadece içimizdeki Zion'da açan yapayalnızlık bitkisi. Begonyagiller ailesine mensuptur.

Cümle içinde tohumlandırırsak:

"Begonzi kelimesini icat ettiğiniz için sizi onurlandırıyoruz Deli ve Öfkeli Ozanlar Derneği olarak..."

Kadınlar ile erkekler arasındaki fuck you: Kadınlar detayları gözyaşı ile işlerken erkekler detaylar karşısında çölde Fazıl Say’a rastlayan kutup ayısı kadar savunmasızdır.

Mirasyedik cımbızımtıraklar: Ben sana gülüm derim; gülün ömrü uzamaya başlar. (Yılmaz Erdoğan-Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak)

Çevirgisi: Sen bana sümbülteberim dersin; sümbülteberin ömrü kısalmaya başlar.
____________________________________
Yazar: Veysel İbrahimoğlu  Yazım Tarihi: 11/11/21
Beğendin mi anacım?

0 yorum :

Yorum Gönder

 

İyiler bazen; erikler her zaman kazanır.